Liyakatli olsun, kim olursa olsun!.

Diyadin semalarını kaplayan bulutların arasından süzen güneşin ısıttığı bir İlkbahar günüydü..

Yıl 2007. Henüz 21 yaşındayım. Askerden yeni gelmiş, “Köy Okullarına Bilgisayar Projesi” kapsamında merkezde hizmet veren bilgisayar firmasıyla yapılan anlaşmayla, Ağrı’nın bütün köylerine giderek okullara bilgisayar sınıfları kuruyoruz…

Firmanın adı “Ağbil Bilgisayar” sahibi ise Ağrı Emekliler Dernek Başkanı Mahmut Yıldırım idi…

Diyadin ilçesine bağlı Taşkesen Köyü ‘Ged mezrası’ na vardığımızda karanlık çökmüş, uzakta ışığı yanan tek haneyi işaret etti yanımdaki ekip arkadaşlarım…

Oldukça yorucu geçen günün akabinde köy öğretmenine veya muhtara nasıl ulaşacağımızı sormak için sarı ampulün aydınlattığı eve ulaşıyoruz…

Kapıyı açan yaşlı bir amca karşıladı bizleri ve selamlama faslının akabinde buyur etti içeri…

Soluklanmamıza bile fırsat vermeden, bizi 2007 yılının temmuz ayında yapılan genel seçimler için oy istemeye giden siyasilerle karıştırmış olacak ki;

Buraya kadar zahmet etmişsiniz. Bu seferlik Erdoğan’ın hatırı için Ak Partiye oy veririm, lakin ikincide gelirseniz şayet, vekillerin liyakatine ve icraatına bakarım bilesiniz” dedi..

Evin salonunda oturduğumuz için televizyon göremedim, o dağ köyüne gazete ulaşmaz, internet yok, iletişim araçları en azami düzeyde…

Neredeyse 16 yılı aşkın bir süre öncesinde, Tendürek’e yakın bir dağ köyünde ikamet eden, gerçek bir Anadolu insanı olan yaşlı amca, o yıllardaki tercih ve telkinini bu sözlerle özetlemiş…

Muhtemelen lise bile okumamış, gazete okumamış, sosyal medya yok, gördüğüm kadarıyla televizyon da yok. (Oda da varsa onu bilemem) Buna rağmen “liyakat ve icraat” diyebilmiş…

Bugün tüm bu imkanlara sahip yüzlerce insandan duyamayacağımız bir söz bu..!

Çünkü insanlarımızın siyasilerden ne gibi taleplerde bulunduklarını hepimiz biliyoruz…

“Varsa bir kadro çocuklarımıza iş verilsin”
Eğer oluru varsa masa başı bir iş olsun :)

Siyasi partiler lafa gelince liyakati öne sürse de en fazla biat edeni tercih ettikleri gibi, siyasiler de en fazla söz dinleyenleri bürokrat olarak atıyor…

Bu olay çok uzun yıllardır sürüyor, biz veya bir başkası dile getirdi diye de devranı değiştireceklerini sanmıyorum…

Diyadin’e bağlı dağ köyünün tek ışıklı hanesindeki yaşlı amcanın 16 yıl önceki yaklaşımı, günümüzün çıkar savaşlarında savrulan, her türlü imkân ve olanağa sahip insanlarımızı utandırır mı?

Valla hiç sanmıyorum!..

Sonrasında okula bilgisayar kurmak için geldiğimizi söylediğimizde gülümsemiş, çocuğunu muhtarın evine göndererek okulu açtırmış ve bize yardımcı olmuştu. (Sağolsun)

Siyaset kazanının kaynadığı bu günlerde, Ağrı’nın içinde bulunduğu duruma dair hemen herkesin kendince bir tahlili olduğu gibi tarafı olduğu ya da sempati duyduğu siyasi partinin güncel adaylarına dair yorumunu çokça işitiyoruz…

Gerek şuan Ağrı Belediyesini elinde bulunduran Ak Parti yada daha birçoğu Ağrılının milletvekillerinin ismini bile bilmediği DEM Partisi adına savunma geliştirirken, sarf ettiği cümlelerle kalibresini ölçmeye kalktığımız birçok seçilmişin aslında liyakatle değil, tepe ilişkileri ve taahhüt edilen biat sayesinde o makamlara geldiğini de tüm çıplaklığıyla görebiliyoruz…

Lafa gelince liyakati savunan ama pratikte asla kabul etmeyen ve uygulamayan bu şehirde özellikle de ‘ seçim' kavramının ortaya çıktığı durumlarda sıkça karşılaştığımız “benim aşiretimden ya da benim bölgemden olsun, hiç de kötü olsun, beceriksiz olsun. Başkası olacağına benim köylüm olsun” yaklaşımı gibi…

Aşiret bireylerinin “koz” olarak kullanıldığı bu şehirde, seçimler de, atamalar da, diğer tercihler de genellikle bu döngü etrafında şekilleniyor…

Bu olayı savunanlar ise öyle cahil kimseler değil, okumuş, mürekkep yutmuş diye tabir ettiğimiz insanlar da yapıyor…

Eğer Ağrı’da; nüfus bakımından yeterli güce sahip değilseniz kişiliğinizin, becerinizin, kabiliyetinizin, tahsilinizin, kısacası liyakatinizin hiçbir önemi yoktur…

Liyakati savunmamız laftan ibaret maalesef…

Her kim olursa olsun ama benim bölgemin adamı olsun” ya da “ ben liyakate değil, ideolojimden yana tavır takınırım” diye diye, Ağrı’nın geleceğini yok ettik, etmeye de devam ediyoruz…

Yani toparlayacak olursak; biz Ağrılılar asla dünya penceresinden bakamayacağız…

Liyakati öteleyip aidiyetimizle var olma mücadelesini sürdüreceğiz, güçten yana, aşiretten yana, ya da adamcılıktan yana tavır takınmaya devam edeceğiz…

Toplum olarak bu yörüngeden kopamadığımız sürece seçilme arzusu taşıyanlar da bu çerçevede rollerini şekillendirmeye devam edecektir…

Liyakati, hakikati, memleketin geleceğini süslü cümlelerle savunan bizler, yaklaşık 20 binden fazla gencimizi Kanada ve Amerika’ya gönderdiğimiz yetmezmiş gibi günü geldiğinde çok daha ağır bedeller ile ödeyeceğiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Yıldız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kent04 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kent04 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kent04 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kent04 değil haberi geçen ajanstır.