Safım belli olsun!..

Her defasında kalemi elime aldığımda “ Ağrı’nın güzelliklerini yazayım” diyorum ancak ne hikmetse, tepesine bastırdığımda çıkan ucun küskünlüğünü hisseder, hatta “Ne güzelliğimiz olduğunu sen bile söyleyemiyorsun değil mi?” sorusunu işitir gibiyim kalemden..

Dili olmayan ama bize dil olan kalemin bu hissiyatını haksız da görmüyorum aslında..

Yanımdan ayırmadığım kaleme inat bu aziz şehrin tarihi, kültürel ve doğal miraslarını yazayım istiyorum. Hatta aklıma gelmişken kamu hizmetlerinin devasa boyutlara ulaştığını(!), hızlı çalışan bir bürokrasinin azmini(!) ilmek ilmek dokumak istiyorum bu sayfalara.

Ama yapamıyorum abi...

Açıkça belirtmek isterim mesele benim duygularımda ya da kalemde değil!

Sorun, ‘Hayal dünyamızın ürünlerini ya da kendisini Küp Gölü’nün sularına bırakmış Ahmet’in Gülbahar’a olan aşkını yazmak' da değil. “Avrupanın en büyüğü Türkiye’nin çatısı Ağrı Dağı, halen kesilen su ve kola bidonlarıyla üzerine su dökerken, bedeni rahatlatan Diyadin kaplıcaları, Selçuklu mimarisinden izler taşıyan  Tarihi İshak Paşa Sarayı, asil bir akıntıyla yaşam öykülerine acı-tatlı anılar yazan Murat Nehri… vs.” yazarak kendimizi avutalım mı?

Ya gerçeklerimiz?

İşsizlikten Kanada yolunu tutmuş gençler, hantal bürokrasi, mühendislikten uzak bir kafa yapısıyla uygulamaya sokulan ve kâra dönüştürüldüğü iddia edilen çöp depolama alanı ve bu sayede heba edilen milli servet, memleket eksenli olmak yerine birey eksenli bir kısır döngüyle ilerlemeyi unutan siyaset anlayışımız..

Peki bunları vicdanımızın hangi köşesine koyacağız?

Özellikle mahalle arasındaki yollarımız berbat bir halde iken, bundan kaynaklı Ağrı’da araç kullananların her üç ayda bir araçlarında ön düzen arızası yaşarken, aylardır tamir dahi edilemeyen koca çukurlar halen doldurulup onarımı yapılamamışken, çok uzun süredir dillendirilen ve projesine bakınca mühendislik harikası(!) olarak ödül alması gerektiğini düşündüğüm “İsra Holding” tarafından yaklaşık 5 ay önce tabela dışında bir çivi bile çakılmayan AVM yapım çalışmalarının hayal ürünü olmaktan öteye geçememişken, hangi güzellikten bahsedelim?...

Bir çoğu gencinin işsiz ve mesleksiz olduğu, yoksulluğun demir attığı, yapılan tek yatırımın kafeterya ve dürümcü açmak olduğu bu şehirde üretime dair bir çalışmanın varlığından söz edemiyorken, Ağrı Dağı çevresinde yaşayan kuş türlerini söylememizin kime ne faydası olacak?

Her yaz memleketine gelen vatandaşlarımızdan “Ağrı hiç değişmemiş. İnsan utanıyor! Diğer iller almış başını gidiyor, Ağrı yine eski Ağrı. Ne bir yatırım var, ne bir üretim, olanda kapanıyor. Ne de şehirde gözle görülebilir adam akıllı fiziksel bir değişimi..!” sözlerini duyduğumuzda cevap veremiyor ve “haklısınız” demekten öteye geçemeyip başımızı öne eğmek zorunda kalıyorken, “Türk – İslam türbeleri ile karşılaştırıldığında farklı bir yapıya sahip olan Hamur Kümbeti misafirlerini bekliyor “dememiz vicdanızı ferahlatacak mı?

Hiç kusura bakmayın..

Her yönüyle yamalı pantolon tanımlamasından öteye geçmeyen bir şehrin bireyi olarak söylüyorum “Bu sorunlar bu kafayla çözülebilir mi?” bilemem ama en azından İbrahim'i yakan ateşi söndürmek için su taşıyan karınca misali, “safım belli olsun” diyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Yıldız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kent04 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kent04 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kent04 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kent04 değil haberi geçen ajanstır.