Paris hayalimiz ve Somali şükrümüz Elhamdülillah!..

Biz Ağrılılar yapımız gereği kitap okumaktan uzak insanlarız. Okuyup kendimizi geliştirmemizden ziyade sosyal medyada paylaşmayı ve “Bakın, ben okuyorum” havası vermeyi daha çok seviyoruz.. Hiç kıvırmayacağım benden öyleyim..

Peki Durum bu iken neyle uğraşıyoruz?

Ah bu sosyal medya varya sosyal medya! orada oluşturduğumuz dünyamızda kaybolup gidiyoruz!

Birçoğumuz, “arkadaş eş dost sohbetini, ailece geçirilecek vakti ve elektrikler kesilince mum ışığında yapılan aile sohbetlerini, gerçekleştirmek yerine yine sosyal medya üzerinden bir veryansını yayar durur!

TV kanalları çok uzun zamandır kabak tadı veriyor. Takip ettiğim kadarıyla izlenecek faydalı bir program yok! Sabah saatlerinde kadınların psikolojisini bozan ve ahlaki değerleri yok sayan programlar, akşam saatlerinde ise haber programlarında sürekli aynı yüzlerle yapılan tartışmalar...

10 tane sözde gazeteci, sözde hukukçu ve sözde akademisyen, gündeme dair değerlendirmelerde bulunuyorlar!..

Fakat sporu, medyayı, siyaseti, ekonomiyi, iç ve dış politikayı da bu 10 kişi yorumlar. Bunlardan başka kimse yok!

Bunların bir kısmı 21 yıldır hükümette olan iktidara yaranmak ve politikalarını desteklemek için kendini parçalarken, diğer kısmı ise muhalefetin sözcülüğünü yapar...

Ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik krizi iktisatçı değil hukukçu irdeliyor, medyayı gazeteci değil akademisyen yorumluyor, hukuku hukukçu yerine gazeteci değerlendiriyor!

Durum böyle olunca TV’de sağlıklı, faydalı ve bilgilendirici programlar izlemek pek mümkün olmuyor!

Peki güzel yanı ne diye sorarsınız? Her iki tarafın da birbirini rezil rüsvayı alem etme çabasını izlemek...

Sırrı Süreyya Önder’in meclis konuşmasında ki sözü geldi aklımla… Her iki cenahın da bir biri hakkında söylediklerine katılıyoruz!

Ve Ülke gündeminden sonra gelelim memleketimizin durumuna...!

Ağrı çok uzun zamandır partizanların koltuk kapma hırsından dolayı “Abi ne iş olsa yaparım” tablosu gibi..

İşin ehli, camianın bildiği insanlar da gelse de bir türlü Ağrı’nın sorunları çözülemiyor!

Çünkü bu şehirde “adamcılık” kavramı var..

Şuan birçok kişinin sitem ettiği bu sistem sürekli çarpık bir ilerleyişle devam ediyor…

Diplomalı insan yetiştirmeye odaklı bir sistemle ‘aydınlık yarınlar' hayali kuruyoruz…

Gerek ülke genelinde gerekse ilimiz Ağrı’da bir öğrencinin tek ihtiyacı sadece fen bilgisi, matematik ya da Türk dili edebiyatı öğrenmek değil ki!

Oysa bir çocuğun daha kreşe yazıldığı günden itibaren toplumsal haklar, ahlak kuralları, çevre ve hakkaniyet üzerine eğitim verilmeli, memleket sevdası gönüllere aşılanmalı..

Ağrı’da yaşayan her bir bireyin hakkına hukukuna saygı göstermeyen, çevresini kirleten, hoşgörüden uzak, merhametsiz, saygısız, kaba, şiddet yanlısı ve siyaseten ayrışmış nesiller yetiştirdikten sonra, her birinin elinde iyi diplomalar olsa ne olur olmasa ne olur?

Kulağınıza küpe olsun, bilgi kadar huzur da lazım bu topraklara!

Ağrı’da ki diğer sorunumuz da ekonomik alandaki darboğazlar ve işsizlik!

Alım gücünün her geçen gün düştüğü, bankaların kredilerini sınırladığı, çiftçinin üretim gücünü kaybettiği ama komisyoncuların emek verenden daha fazla kazandığı bu sistemde, bir de devletin vergi yükü eklenince olan vatandaşlara oluyor!

Ağrı gibi bir ilde bile kiralar uçmuş, pahalılıktan dolayı marketlerin önünden bile geçilemiyor, tarlada 3 lira maliyeti olan ürün marketlerde 15 liraya satılıyor, elektrik, doğalgaz faturalarına para yetiştirmek zaten mümkün değil, kıyafetten ayakkabıya, kırtasiyeden beyaz eşyaya zam almayan tek kalem malzeme yok!..

Ağrı’nın hali böyleyken biz neyi konuşuyoruz?

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan seçimi HDP’nin 4-0 yapıp yapamayacağını, AK Parti’nin  veya millet ittifakının Ağrı’dan vekil çıkartıp çıkartamayacağını!..

Her bir Ağrılının gelişmeye, daha güçlü bir ekonomik şartlarda yaşamaya, güvenilebilinecek bir hukuk sistemine ve artık işsizlikten gençlerini Kanada’ya göndermeyecek, daha huzurlu bir yaşama ihtiyaç duyarken tamamen siyaset odaklı suni gündemlerle meşgul olan bir Ağrı’nın yarınlarına dair nasıl bir umudumuz olsun?

Yaşamımda çok önemli bir yere sahip olan dostum, abim arkadaşım Harun Zülküf Arslan’nın 3 ü bir arada nescafe içerken bana söylediği şu söz tam da toplumumuzu tarif ediyor;

“Yaw niye Paris değiliz?” demek yerine, “İyi ki Somali değiliz” dediğimiz için bu haldeyiz benim babam!

Güzeli örnek alacağımıza, kötüden ibret alıp vicdanımızı rahatlatıyoruz. İşte bizi, bu  zihniyet tüketti!

Harun abi seni tebrik ediyorum, bundan daha iyi bir izah olamaz!

Biz Paris gibi olmayı sadece rüyamızda görürüz. Fakat asla bunu gerçekleştirmek için emek sarf etmeyiz!

Çünkü “Elhamdülillah Somali gibi olmadığımıza” şükretmekle meşgulüz!

Kalın Sağlıcakla.. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Yıldız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kent04 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kent04 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kent04 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kent04 değil haberi geçen ajanstır.

01

Vatandaş - Ağrılı değilim; ama yılardır Ağrı'da yaşıyorum. Zaman zaman yerel gündemde neler var diye Ağrı haberlerine bakarım, belki 10 yıldır ilk defa, ne yazdığı anlaşılan, noktalama işareti kullanmasını bilen bir köşe yazarının yazısını okudum. Ağrı'da kendine gazeteci/yazar diyenlerin kahir ekserisi, konuştuğu gibi yazıyor. Ne noktalama işareti var ne de ne yazdığı anlaşılıyor. Çoğu lise mise mezunu en fazla. gazeteci/yazar her şeyden önce tahsilli olur ve dili kullanmasını bilir. Adam, matbaa dükkanına çırak olarak girmiş sonra kalkıp gazete basıp köşe yazısı yazıyor. Yaz yaz da güzel kardeşim, birazcık okusan, mürekkep yalasan, ne yazdığın anlaşılsa daha iyi olmaz mı?

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 02 Mayıs 10:47