Hz. Ali'nin Hayatı, Hz. Ali kimdir ? İşte Hz. Ali Hakkında Tüm Merak Edilenler..!

Hz. Ali Kimdir ? Kaç yılında doğmuştur ? Kimin Oğludur ? Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (Sav) akrabalığı nedir ? kaç yaşında halife olmuştur ? kaç yıl yaşamıştır ? hangi savaşlara katılmış, hangi başarılara imza atmıştır.. İşte Hz. Ali hakkında bilmeniz gerekenler...

Allah'ın Aslanı da denilen Hz. Ali (r.a.) hayatını okumak da onu anlamakta meşakkatli bir mesele, Çünkü hakkında en çok rivayet bulunan kişi. Ahmet İbni Hanbel'i söylediğine göre Allah Resulü (Sav) de en çok zikrettiği Sahabe Hazreti Ali'dir. Çünkü 5 yaşından beri yanında olunca Hz. Ali Efendimiz'in hayatını incelemek, tahkik etmek, oradan dersler çıkarmak yani o koskocaman okyanusu bizim gibi böyle bir dar kaba sıkıştırmak pek mümkün olmayacak ama bir yerden başlamamız gerekecek. Şimdi, çok özel bir yeri var, Hz Ali Efendimizin. Biz rivayetlerden bunları anlıyoruz, anlayalım diye birlikte rivayetleri zikredelim.

Hatice annemizin, Resulullah  Aleyhisselam ile evliliğinden önce üç tane oğlu vardır, Oğullarının birisi Hint bin Ebu Hale. sürekli, Allah Resulü zamanında, onun yanından hiç ayrılmıyor Daha sonra Efendimiz'in vefatından sonra da Hz. Ali'nin yanından hiç ayrılmıyor. Saffın savaşı oluyor, orada bile ayrılmıyor.

  • -Soruyorlar: Ya Ebu Hale, nedir bu? Hz Ali'nin arkasından neden hiç ayrılmıyorsun
  • -Allah aşkına siz duymuyor musunuz, diyor; ondan Resulullah'ın kokusu geliyor, hiçbiriniz işitmiyor musunuz, diyor.

Bir gün, Medine'de, Mescid-i Nebevi inşa edilince Allah Resul Aleyhisselam, Enes bin Malki'i gönderiyor, diyor ki;

  • - Hadi git, o Mekke'deki  muhacirlerin büyüklerini çağır, Medine'deki Ensar'ın büyüklerini çağır, 

Kardeş ilan edecek. İbn-i Sad'ın rivayetine göre 50'ye 50, başka rivayetlere göre 83'e 83 kişi kardeş ilan ediliyor. Herkes kardeş ilan ediliyor ama bir kişi açıkta kalıyor, Hz. Ali Efendimiz. Ağlayarak Resulullah aleyhi selamın yanına geliyor.

  • - Ya Resulullah, beni mi layık görmedin başkasını mı bana layık görmedin,
  • - Ali, sen, benim kardeşimsin, diyor.

Orada dahi Hz. Ali Efendimizi başkasına vermiyor. Bir gün Hz. Ali Efendimiz, Allah Resulü'nün yanına gidiyor, bir bakıyor açlıktan iki büklüm olmuş, hiçbir şey konuşmadan çıkıyor, huzurdan.

  • -Ey Ali, diyor; o açken bu haldeyken sen nasıl bir şey yapmazsın

Deyince hemen pazara gidiyor, bakıyor ki birisi böyle hurmaları sandık sandık dizmiş; anlaşıyor, adamla; şu hurmaları taşırsam bana ne kadar hurma verirsin deyince ama öyle bir can havliyle taşıyor ki hurmanın taşınacak hasırları elini paramparça yapmış. Alıyor, söz verilen hurmaları; Allah Resulü'nün huzuruna gidiyor, Efendimiz hurmaları görüyor, mutlu oluyor, birden gözleri Ali Efendimiz'in kanlı ellerine ilişiyor, öyle olunca da bir üzülüyor. Hz. Ali Efendimiz, ellerini saklamaya çalışıyor.

  • -Ey Ali, sen beni sevdiğin için bunları yaptın, değil mi? Vallahi, ben de seni çok seviyorum, diyor, Resulullah aleyhisselat u vesselam.

Oturup hurmaları yiyorlar ama Allah Resulü'nün gözleri, sürekli, Hz. Ali Efendimiz'in kanlı ellerinde olunca

Hz. Ali Efendimiz, diyor:

  • - Ben, dikkati dağıtayım bir şekilde. 

Yediği hurmaların çekirdeklerini Resulullah'ın önüne koyuyor. En son hurmalar yenince

  • - Ya Resulullah, ne kadara acıkmışsın, ne kadar çok hurma yemişsin meğer, diyor,
  • - Efendimiz aleyhisselam da ya Ali, sen benden daha çok acıkmış olmalısın ki hurmaları çekirdekleriyle birlikte yemişsin, diyor.

Bir tane daha bu noktada bir rivayet var. Belki biraz zayıf bir rivayet olabilir ama ben bahsedeyim, özü doğrudur, İnşallah. Yine böyle bir gün hurma meselesi oluyor. Bu sefer de iftarı beklerken Efendimiz aleyhisselam ile Hz. Ali Efendimiz aralarında şakalaşıyorlar. Şakalaşırken

  • - Allah Resulü diyor ki ya Ali, sen çok acıkmışa benziyorsun, dayanamayacaksan ye şu hurmalardan deyince

Hazreti Ali Efendimiz, daha iftar vakti gelmeden elini hurmalara doğru uzatıyor. Efendimiz aleyhisselam, tutuyor elini, diyor:

  • - Ya Ali ne yapıyorsun, diyor. Ya Resulallah Biz, bu işi, senden öğrendik; sen ne diyorsan odur, diyor.

Allah Resulü aleyhisselam, hem Hazreti Ali'ye hem onun eşi olan kızı Fatma'ya çok düşkün. Sabahları, sürekli evlerin önüne gidiyor ve onları namaza kaldırıyor. Bir gün yine evlerin önüne gidiyor,

  • - Hadi namaza kalkmayacak mısınız deyince Hz. Ali Efendimiz,

Belki hayatında ilk kez ve son kez yapacağı bir şey yapıyor. Resulullah aleyhisselama bir cevap veriyor, diyor ki

  • Ya Resulallah eğer Allah bizim kalkmamızı murat etmişse zaten biz namaza kalkarız, diyor. 

Efendimiz aleyhisselam hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp gidiyor. Hz. Ali Efendimiz, üzülüyor, tabii. Nasıl yani, ben böyle bir cümle nasıl ettim, diye. Arkasından bakıyor, hafifçe ellerini dizine vurduğunu, bir de bir ayeti zikrettiğini duyuyor. Ayet ne biliyor musunuz? Kehf suresi, 54. ayet. "İnsan; tartışmaya, konuşmaya, cevap vermeye pek düşkün bir varlıktır."

  • Hz. Ali Efendimiz'in doğumu... 

Doğumu, Miladi 600'dür. Vefatı da Miladi 661'dir ama bunu Hicri takvime çevirdiğimizde tam 63 yıl yaşamış demektir.

Kim gibi? Aynı Resulullah aleyhisselam gibi. Niye? Çünkü vefat sırasında bile haddi aşmamışlar.

Hz. Ali,  Efendimiz'in amcasının oğludur ve ileride damadı da olacaktır. Ali Efendimiz'in annesi Fatma Binti Esed. Allah Resulü'nün sekiz yaşından sonra büyüdüğü ev oluyor. Allah resulü Fatma Binti Esed için diyor ki annemden sonra annem. Çünkü sekiz yaşından sonra çocukluğu, Fatma Binti Esed ve Ebu Talib'in evinde geçmiş,  Fatma Binti Esed, Ali Efendimiz'den sonra iman edecektir ve Allah Resulü onun vefatında, kendi gömleğini kefeni edecektir. Fatma Binti Esed'e bu kadar değer verir.

Hz. Ali Efendimiz doğduğunda Fatma binti Esed annemiz kucağında Kabe'ye getiriyor, isim koyacak.

  • - Allah Resulu için diyor ki ya Fatma, ne koyacaksın ?
  • - Esed koyacağım, diyor.
  • - Gel, diyor; sen bu ismi Esed koyma da Ali koy, 

Allah'ın aslanı Hz. Ali'nin ismini koyan da Resulullah aleyhisselam oluyor. Künyesi Ebu Turap'tır. Daha başka kendisine verilen mahlaslar da vardır, Baba adı Ebu Talip bin Abdulmuttalip ama bu aslında künyesidir. Kendi isminin Şeybe veyahut İmran olduğu söylenmektedir. Kardeşleri vardır. Talip bir kardeşidir. Akil başkabir kardeşidir, Akil'i, Mekke'deki vakalardan tanıyorsunuz. Akil âmâdır aynı zamanda, gözleri görmüyordur. Cafer isminde  bir abisi vardır. Kızlardan ise Ümmühani ve Cümane isminde kardeşleri vardır. Rivayetlerde en büyük kardeş Talip haricinde diğerlerinin hepsinin iman ettiği geçmektedir.

Hz. Ali'nin iman ile tanışması:

Hz. Ali Efendimiz beş yaşındayken Allah Resul Aleyhi selam eşi Hatice ile görüşüyor. 

-Diyor ki ya Hatice; bak, Ebu Talip bize çok iyilikte, çok yardımda bulundu ama şimdi çok yaşlandı; ben, amca Abbas'ı alayım, Ebu Talib'in yanına gideyim, onun birer çocuklarını alalım, sahip çıkalım.

-Amcası Ebu Talip diyor ki Akil'i bana bırakın, diyor.

Çünkü Akil âmâ ya Ebu Talip onlara zahmet vermek de istemiyor. Caferi, ilerideki Cafer bin Tayyarı amcası Abbas'a veriyor, Hz. Ali Efendimiz'i de beş yaşında, Allah Resulu'nun evine veriyor ve diyor ki ya Hatice, ben, öyle birini seçtim ki onu, Allah, benim için seçmiştir, diyor.

Hz. Ali için beyanı bu. Hz. Ali Efendimiz gözünü açar açmaz o evde, iman buluşunca, o ev iman ile tanışınca Efendimiz Aleyhisselam'a peygamberlik geldiğinde kendisi 10 yaşında oluyor ve o evde namaz kıldıklarını görüyor. Gidiyor, soruyor ,diyor ki;

- Ya Muhammed aleyhisselat u vesselam, siz ne yapıyorsunuz ?

Efendimiz aleyhisselam ona imanı anlatıyor. İmanı anlatınca diyor ki gidip benim bir babama danışmam lazım, diyor.

Sonra ne diyor, biliyor musunuz?

- Allah beni yaratırken babama mı sordu ki ben Allah'a kulluk ederken babama sorayım, diyor.

Subhanallah, şu fetanete, şu zekaya bakar mısınız, Allah aşkına!

Daha sonra gidip Resulullah'ın yanına diyor ki ya Resulullah,

- Bana bir kez daha anlatır mısın deyince orada, Hz. Ali Efendimiz, iman ediyor.

Allah Resulu tembihlemiş; bak, kimselere söylemek yok başta, diyor. Eve gidiyor ama bir insanın içine iman girdikten sonra o insanın farklılaşmaması mümkün mü? Mümkün değil. Hz. Ali Efendimiz'deki farklılığı, annesi anlıyor, annesi gidiyor babasına anlatıyor, Ebu Talib'e; babası da Hz. Ali Efendimiz'i dinleyip alıp onu götürüyor Resulullah'ın yanına. Diyor ki ;

- Ya yeğenim, böyle böyle, ne oldu acaba, diyor.

Efendimiz aleyhisselam, orada, ona da tebliğ ediyor, ya amca durum budur; gel, sen de bu dine dön deyince Kureyş'in büyükleri bana ne der, oğlum ama ben, biliyorum ki siz doğru bir şey yapıyorsunuz, der. Hatta devamında diğer oğlu, Cafer-i Tayyar da iman edince sen çok doğru bir şey yapıyorsun; ben, sürekli sizi destekleyeceğim diye Ebu Talip de bir destekçileri oluyor. Hatta diyor ki oğullarına, sakın Muhammed'in yanından ayrılmayın, aleyhisselat u vesselam, O, sizi, asla ve asla kötülüğe götürmez,  diyor. İmanla tanışması da bu şekilde oluyor.

Ben varım: Efendimiz aleyhissalat u vesselam, üç yıl, sahabeyi, Dar'ül- erkam'da işliyor, işliyor, işliyor daha sonra

Şuara suresinden bir ayet geliyor:" Ve enzir aşıretekel akrabin." Yani "Önce yakınlarını uyar." diye bir ayet geliyor. Allah Resulu eve gidiyor; çok zor, bir insanın uzak birisine bir şey söylemesi çok kolay, sizler de bilmiyor musunuz ama en yakına söylemek nasıl? Yürek yangını, ne yapacağım, ne edeceğim diye. Halaları geliyor, eve; Zübeyr'in bin Avvam'ın annesi geliyor, O da halası.

  • - Ya Resulullah, diyorlar ;sen, böyle böyle bir davet yap, bizi yemeğe al, diyor; orada da bize anlatırsın, diyor.

Allah Resulü kırk kırk beş kişi topluyor; bütün amcaları geliyor, altı tane halası geliyor, hepsini toplamış, yemeğe. Tam konuşacak, kim giriyor, konuya:

  • - Ebu Leheb. Diyor ki bak, diyor bize, o iman peygamberlik anlatacaksan hiç bizi boşuna yorma, diyor.

O sırada da Hazreti Ali Efendimiz, 13 yaşında, su dağıtıyor, her gelene; şerbet veya su dağıtıyor....

Birinci buluşma olmuyor, gerçekleşmiyor anlatamıyor, Allah Resulü aleyhissalat u vesselam. Daha sonra tekrar onları, yemeğe davet ediyor. Yemekte, bu sefer, Ebu Leheb'ten önce davranıyor ve her birisine diyor ki ;

  • -Allah'a giden yolda, bana kim yardımcı olacak, diyor. 

Bir kez soruyor kimse el kaldırmıyor ama biri el kaldırıyor, Ali Efendimiz. Su dağıtırken

  • - Ben varım ya Resulallah diyor.

Bir daha soruyor, Allah'a giden yolda kim benimle birlikte? Masadan ses yok yine su dağıtan on üç yaşındaki o kahraman, ben varım ya Resulullah. Üçüncüyü sorup gene aynı cevabı aldığında, Ebu Leheb, kendisince dalga geçerek,

  • -  İşte bu çocuk sana yeter, bizi de artık yorma diyerek masadan kalkıyor.

Yetmiş mi o çocuk? Yetmez olur mu, âlem-i İslam'a yetmiş, o çocuk. Ya, o gün, masada kalkan Hz. Ali'nin eli, Allah Resulü'nün her konuşmasında, inmeyecek ve hep ben varım ya Resulallah diyecek...

Ebuzer el Gıffar; Mekke'de, peygamberlik ilan edildiğini duyunca ta Gıffar'dan kardeşi olan şair Üneys'i, Ebuzer, gönderiyor. Diyor ki 

  • - Git, bak bakalım, ne anlatıyor, oradaki peygamber.

    Hak bir şeyse biz de gelelim, öğrenelim deyince kardeşi Üneys, Mekke'de,  Resulallah'ı bulamıyor ve geri dönüp bunları anlatıyor.

    -Ebuzer diyor ki bu iş böyle olmaz, benim kendi tahkik etmem lazım, diyor.

Ebuzer el Gıffar Hazretleri, Mekke'ye gidiyor, bir ay boyunca sadece Zemzem'i azık ediyor. Normalde bir insan bir ay su içse çok zayıflar ama zemzemin bereketi, aksine Ebuzer El Gıffar Hazretleri, kilo alıyor, o Zemzem'le birlikte. Bir ay, onun öyle dolandığını gören Hz. Ali Efendimiz, çocuk yaşta, Ebuzer'i görüyor. 

  • - Sen herhalde misafirsin, seni, Ebu Talib'in evinde misafir edeyim, diyor,

Alıyor, üç gün boyunca üç gün sonunda diyor ki ya sen niye geldin, bir anlat bize. Hz. Ali Efendimiz ha, çocuk yaşta bunu söylüyor. O da anlatıyor,

  • - Buralarda bir peygamberlik meselesi varmış; ben, onu duymaya, doğruysa biat etmeye geldim 

Deyince alıyor onu Dar'ul-erkam'a götürüyor, Resulullah'ın huzuruna götürüyor ve o nurlu, o altın halkaya Ebuzer el Gıffarî Hazretleri de kavuşuyor.  Ebuzer Gıffarî Hazretleri'nin hayatına baktığımızda ileriki yaşlarda, ne zaman Ali ismini duysa kalbi duracak oluyor. Neden? Bir insan, kendisini, hidayete taşıyana aşık olmaz mı, 

Bir insan, kendisine, o hidayetin suyunu ikram edene, vefa duymaz mı, Allah aşkına. Bu asırda duymuyor, değil mi? Ah vefa, ah! O kadar çok ihtiyacımız var ki sana, bu meselelerin sinelerde nakış nakış işlenmesine o kadar ihtiyacımız var ki bu dersleri almaya çok ihtiyacımız var...

Medine'nin Hicret dönemi..

Mekke dönemi on üç yıl sürüyor, Daha sonra Medine yani hicret dönemin de on yıl sürüyor. Hicri birinci yıl, henüz Mekke'deler. Hz. Ali Efendimiz, 23 yaşında. Birçok Sahabe Efendimiz, Medine'ye hicret etmiş ve Allah Resulü aleyhisselam da tam Hicret hazırlıkları yapacak ama bir kahraman lazım; O, odadaymış gibi yatağına yatacak bir kahraman lazım. Ne diyor, biliyor musunuz?
Ya Ali yatağıma yatacak olan sensin denildiğinde Lebbeyk ya Resulallah, diyor; başka hiçbir şey yok ama demiyor, nasıl demiyor, kaç saat yatayım demiyor; şöyle sağa mı yatayım, sola mı yatayım demiyor,  Kapıda kim var, biliyor musunuz? Mekke'nin en ciddi kılıç kullanan suvarileri. Yani Hz. Ali Efendimiz, kılıç sesleriyle uyumaya çalışıyor.

  • İleride  Kufe'de soracaklar, elli yaşlarına geldiğinde.

    - Ey Ali bir şey sormak istiyoruz.
  • -Buyrun, diyor. 
  • -Sen, o gece, Resulullah'ın yatağına yattığın gece kapında kılıç sesleriyle nasıl uyuyabildin, diyorlar. 
  • -Vallahi elli küsur yaşındayım, hala o uykuyu arıyorum.

Efendimiz aleyhisselamın Hz. Ali'yi yatağını yatırmasının bir sebeb-i hikmeti de o kapıda bekleyen birkaçı da dahil olmak üzere birçok emanet verilmiş Efendimiz'e. Efendimiz de Medine'ye hicret etmeden önce o emanetleri geri iade edecek birisi lazımdı ve Hz. Ali'yi yatağına yatırmasının bir sebebi de buydu. Çünkü sabah olacak ve o emanetler geri iade edilecekti.

Evet, Bedir, Hicri 2 diyelim. Tam savaş olacak, orada adettir, önce savaşın meşhurları çıkar, kahramanları; üçe üç çıkarlar, ikiye iki, bire bir çıkarlar. Hadi, derler;
bizim karşımıza bize göre birini getir, derler. Önce böyle birebir kırışmalar olur savaşta ve Müşrikler, Beni Ümeyye'den üç kişi çıkarıyorlar; Utbe'yi, Utbe bin Rebia, Şeybe bin Rebia, Velid bin Utbe'yi çıkarıyorlar, üçü çıkıyor.Resulullah aleyhisselama diyorlar:

  • -Hadi sen de birilerine çıkar, diyorlar.

Efendimiz aleyhisselam, Ensar'dan dan üç kişi çıkıyor. Ne diyorlar, biliyor musunuz? 

  • - Bizi Medine'li çiftçilerle mi savaştıracaksın; bize, kendimize göre birilerini çıkar, diyorlar.

Niye bunu diyorlar? Çünkü asabiyetten, damarları var. Hâlâ Mekkeli müşriklerin, Mekkeli hidayet ehillerine göre aralarında dava var yani onları yenecekler işleri soğuyacak. Bir amca, iki amcaoğlu çıkarıyor, Allah Resulü aleyhisselam. Kimleri çıkarıyor? Hz. Hamza'yı çıkarıyor, Utbe'nin karşısına; Hamza, Utbe'yi orada indiriyor. Ali'yi çıkarıyor Velid'in karşısına; Ali Efendimiz, Velid'i orada indiriyor. Daha sonra Ubeyde'yi çıkarıyor, Şeybe'nin karşısına; Ubeyde, Şeybe'den bacağına ciddi bir darbe alıyor. Daha sonra Ubeyde, o darbe neticesinde Bedir'in on dördüncü şehidin olacak, inşallah.

O zamanın savaş stratejilerinde caridir, geçerlidir; Ali Efendimiz'le Hamza Efendimiz, ikisi birden, bu sefer, Şeybe'yi, orada öldürüyorlar. Şimdi, bu Bedir'de, bizim bilmemiz gereken ince bir mesele daha var, ilerideki Hz. Ali dönemini iyi anlamamız için. Bedir'de müşriklerden yetmiş kişi öldürülüyordu, değil mi? Rivayetlere göre 20'den fazlasını öldüren Hz. Ali Efendimiz hatta rivayetlerde şöyle geçiyor, ağaçtan meyve düşürür gibi onların kafalarını düşüyordu, Ali Efendimiz diye geçiyor.

Bunu niye anlattım? İleriki yıllarda, birileri imanı  seçecek ama seçen kişilerin babasının kanı, Hz. Ali Efendimiz'in kılıcın da var yani Hazreti Ali Efendimiz'e bir zümre ufaktan bilenmiş olacak, bir zümre hafiften ona dolu olacak, dolu olmasının en büyük sebeplerinden birisi de Bedir'de birçok kişiyi Hz. Ali Efendimiz'in öldürmesidir. Bu  ince bilgi de birazdan işimize yarayacak. Evet, Fatma annemiz ile evliliği: Fatma annemiz büyüyor, talipleri çoğalıyor ama Allah Resulü aleyhisselam, şimdi değil, şimdi değil diye gönderiyor ve nasıl seviyor, biliyor musunuz, Fatma annemizi? Binti Ebiha, babasının kızı diyor. Çünkü o kadar benziyor ki ahlakı benziyor, üslubu benziyor, yürüyüşü benziyor. 

Ali Efendimi'lez düğünleri gerçekleşecek. Annesi Hatice Annemiz vefat etmiş, biliyorsunuz. Ah diyor Fatma Ah! Annen Hatice olsa sana ne güzel çeyiz dizerdi, değil mi deyince Resulullah, bana, çeyiz olarak öyle bir ahlak öğretti ki o, bana yeter, diyor. Şimdi böyle bir kıza, böyle bir annemize kimler talip olmak istemez, olmuşlar da. Hz. Ebubekir Efendimiz talip olmuş, vermemiş; Hz. Ömer Efendimiz talip olmuş, vermemiş; Abdurrahman İbni Avf Efendimiz talip olmuş vermemiş.

Daha sonra bir gün, kapısında, bir yiğit, bir genç, Hz. Ali Efendimiz; birileri cesaretlendirmiş, Hz. Ali Efendimiz'in gönlü var, birileri de cesaretlendirmiş, Resulullah'ın karşına gitmiş ama dili çözülmüyor, Hz. Ali Efendimiz'in, bir şey konuşamıyor, Allah Resulü'nün karşısında. Allah Resulü diyor ki

  • - Ali, ben anladım, sen herhalde Fatma'yı istiyorsun, sen git, ben kızımla konuşayım, diyor.

Daha sonra konuşuyor ve kabul ediyor, kabul ettikten sonra da diyor:

  • -Sen, nasıl mehir vereceksin, nasıl düğününüzü yapacaksın deyince; neyin var, neyin yok diye sorduğunda
  • -Bir tek zırhım var, ya Resulallah, diyor.
  • -Diyor ki git, o zırhını pazarda sat, onunla hem mehrini ver hem düğününü yap, diyor.

Yani Allah Resulü kimseye muhtaç olmamayı bile o yaşlarda öğretiyor. Daha sonra bir gün, Osman bin Affan Efendimiz, çarşıda gezerken o zırhı görecek ve o zırhı satın alıp tekrar Ali Efendimiz'e düğün hediyesi olarak verecek, biliyor musunuz? Nasıl bir dostluk, değil mi? Üç kuruş için dostunu satanların karşısında, böyle bir dostluk görünce insan, hayret ediyor mu etmiyor mu, Allah aşkına?

Sekiz-dokuz yıllık süren evlilik neticesinde, altı tane çocukları oluyor. Hasan Efendimiz, Hüseyin Efendimiz, Muhassin, Ümmügülsüm, Rukiye ve Zeynep isminde çocukları oluyor.

Bir gün, Ali Efendimiz Hz. Hasan'a isim koyacak. Ali Efendimiz de kahraman, cengaver, savaşçı diyor ki ben, harb ismini koyacağım. Resulullah duyuyor.

Ey Ali sen, hangi ismi koyacaksın? Harb ismini. Ya harb diye çocuğa isim olur mu, diyor; sen, buna Hasan ismini koy, diyor. Daha sonra Hazreti Hüseyin Efendimiz'de de aynı vakayı yaşıyor ve onda da diyor ki sen, harb ismini koyma, Hüseyin ismini koy deyip Ali Efendimiz'e, nasihatte bulunuyor, Allah Resulü aleyhisselam.

Bir gün, Allah Resulü, Hasan'la Hüseyin'i güreştiriyorlar. Tam güreştirirken de Allah Resulü diyor ki haydi Hasan, haydi Hasan diyor. Fatma Annemiz; odaya giriyor, şaşırıyor. Ya Resulallah; Hasan'ın yaşı büyüktür, Hasan daha kuvvetlidir, senin Hüseyin'i tutman gerekmez mi, diyor. Ey Fatma, görmüyor musun, Hasan'ı da Cebrail tutuyor, diyor. Subhanallah! O yaşlarda, bütün meleklerin en büyük zevki, en büyük keyfi ehl-i beyti izlemek oluyor. Görüyorsunuz, değil mi? O hane, ileride, ehl-i beyte medrese olacak, Allah bu haneyi de, bu Hayalhaneyi  de o medreselerin bir şubesi eylesin, inşallah! Tirmizi'de geçen bir hadis var, Ümmü Seleme Annemiz, o hadisi, bizlere naklediyor.

27 Kas 2022 - 14:29 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kent04 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kent04 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kent04 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kent04 değil haberi geçen ajanstır.